Ben şimdi düşünüyorum. Yirmi sekiz senedir vilâyet vilâyet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zalimane işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete âlet yapmak mı? Fakat bunu niçin tahakkuk ettiremiyorlar? Çünkü hakikatte böyle bir şey yoktur. Bir mahkeme aylarca, senelerce suç bulup da beni mahkûm etmeye uğraşıyor. O bırakıyor; diğer bir mahkeme aynı meseleden dolayı beni tekrar muhakeme altına alıyor. Bir müddet de o uğraşıyor, beni tazyik ediyor, türlü türlü işkencelere maruz kılıyor. O da netice elde edemiyor, bırakıyor. Bu defa bir üçüncüsü yakama yapışıyor. Böylece musibetten musibete, felâketten felâkete sürüklenip gidiyorum.
Yirmi sekiz sene ömrüm böyle geçti. Bana isnat ettikleri suçun aslı ve esası olmadığını nihayet kendileri de anladılar. Mademki hakikat nuru, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said feda olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim eza ve cefalar ve maruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.
Romanları daha çekici hale getirmek gayesi güden farazi şahsiyetlerden, olaylardan, kurgulardan, aşk ve ihtiraslardan uzak olan bu eser, 1877-1960 yılları arasında yaşamış, asra damgasını vuran Bediüzzaman Said Nursi’nin aziz hatırasına sadık kalınarak yazılmıştır. Lakin bilmeden sürçülisan ettiysek affola…
Necati İLMEN
---------------------
“Lâfız, mananın tabiatı müsaade ettiği ölçüde süslenmeli. Şekil, muhtevaya göre resmedilmeli; resmedilirken de mealin izni alınmalı. Üslûbun parlak ve revnaktar olmasına önem verilmeli, fakat gaye ve maksat da asla ihmal edilmemelidir... Hayal geniş bir hareket alanıyla desteklenmeli, ancak hakikat de hiçbir zaman incitilmemelidir.”
Said NURSİ
Ben şimdi düşünüyorum. Yirmi sekiz senedir vilâyet vilâyet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zalimane işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete âlet yapmak mı? Fakat bunu niçin tahakkuk ettiremiyorlar? Çünkü hakikatte böyle bir şey yoktur. Bir mahkeme aylarca, senelerce suç bulup da beni mahkûm etmeye uğraşıyor. O bırakıyor, diğer bir mahkeme aynı meseleden dolayı beni tekrar muhakeme altına alıyor. Bir müddet de o uğraşıyor, beni tazyik ediyor, türlü türlü işkencelere maruz kılıyor. O da netice elde edemiyor, bırakıyor. Bu defa bir üçüncüsü yakama yapışıyor. Böylece musibetten musibete, felâketten felâkete sürüklenip gidiyorum.
Yirmi sekiz sene ömrüm böyle geçti. Bana isnat ettikleri suçun aslı ve esası olmadığını nihayet kendileri de anladılar. Mademki hakikat nuru, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said, feda olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim eza ve cefalar ve maruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim. Âdil kadere de derim ki:
Ben senin bu şefkatli tokatlarına müstahak idim. Yoksa herkes gibi gayet meşru ve zararsız olan bir yol tutarak şahsımı düşünseydim maddî-manevî füyûzât hislerimi feda etmeseydim iman hizmetinde bu büyük manevî kuvveti kaybedecektim.
Ben maddî ve manevî her şeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede iman hakikatleri her tarafa yayıldı. Bu sayede nur irfan mektebinin yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, iman hizmetinde onlar devam edeceklerdir. Ve benim maddî ve manevi her şeyden feragat mesleğimden ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır. Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, eza ve cefalara maruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler.
Benim gibi onlar da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helâl etmelerini isterim. Çünkü onlar bilmeyerek Kader-i İlâhînin sırlarına, derin tecellilerine akıl erdiremeyerek bizim davamıza, hakikat-i imaniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz onlar için yalnız hidayet temennisinden ibarettir. Bize eza ve cefa edenlere karşı hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale- i Nur’a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim. Ben çok hastayım. Ne yazmaya, ne söylemeye takatim kalmadı. Belki de bunlar son sözlerim olur. Medresetü’z-Zehra’nın Risale-i Nur talebeleri bu vasiyetimi unutmasınlar…
Gönülleri Fetheden Adam: Eddâî, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin çilelerle dolu hayatını, iman hizmetindeki sarsılmaz duruşunu ve kader karşısındaki teslimiyetini edebî bir üslupla ele alan hacimli ve derinlikli bir biyografik eserdir. Roman kurgusuna başvurmadan, hakikate sadık kalınarak kaleme alınmış olan bu eser, bir dava adamının gönülleri nasıl fethettiğini gözler önüne serer.
Eserde, Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşık yirmi sekiz yıl süren sürgün, mahkeme ve hapislerle geçen hayatı; iman hizmeti uğruna katlandığı eza, cefa ve musibetler kendi ifadeleriyle ve hatıralara sadık kalınarak anlatılır. Dinin siyasete alet edilmediğini fiilen ortaya koyan bu mücadele, sabır, affedicilik ve kader anlayışı ekseninde işlenir.
Kitap boyunca; zulüm karşısında intikam değil helallik, baskı karşısında geri çekilmek değil sadakat ve sebat ön plana çıkar. Bediüzzaman’ın vasiyet mahiyetindeki sözleri, Risale-i Nur hizmetinin hangi ahlâk ve niyetle devam etmesi gerektiğini açıkça ortaya koyar.
Bu eser; farazî karakterlerden, kurgu olaylardan, aşk ve ihtiras temalarından uzak durarak yazılmıştır. 1877–1960 yılları arasında yaşamış olan Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatına, mücadelesine ve manevî mirasına saygılı bir dil kullanılmıştır. Üslûp süslü olmak için değil, manayı incitmeden hakikati aktarmak için tercih edilmiştir.
“Bir Said değil, bin Said feda olsun.”
Bu ifade, eserin ruhunu özetleyen temel bakış açısını yansıtır.
Gönülleri Fetheden Adam: Eddâî, zulüm karşısında vakarını koruyan, iman hizmeti uğruna her şeyini feda eden bir ömrün; sadakat, sebat ve ihlâs ile nasıl gönülleri fethettiğini anlatan güçlü ve sarsıcı bir eserdir.